| Kimler hatta? | Toplam 4 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 4 Misafir Yok Sitede bugüne kadar en çok 35 kişi C.tesi Nis. 14, 2012 9:12 am tarihinde online oldu. |
| | |
| Yazar | Mesaj |
|---|
derebeyi17_44

 Mesaj Sayısı: 485 Yaş: 22 Nerden: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Kayıt tarihi: 11/12/08
Karakter Sayfası Durum: sakin
 | Konu: PaRaNoRmAl OlAyLaR Salı Mayıs 12, 2009 9:10 pm | |
| Paranormal OlaylarSizlere sunmaya çalışacağım paranormal olaylar, bu konunun literatüründeki binlercesinden bir kaçıdır… Aslında, literatüre girmiş binlerce olay bile saptanamamış olanların yanında çok azdır… Örneğin, Spiritüalizmle ilgili, yüzyılı aşkın bir sürenin ortaya koymaya çalıştığı pek çok deney, olay ve bilgiler; gerçek bilim adamı olan kişilerin araştırma, değerlendirme konusu olabilseydi; bugün elimizde sayısız inandırıcı gerçekler ve bunların kanıtları bulunurdu… Yeryüzünde bu konuyla ilgilenen, bizim gibi küçük ve oraya buraya serpiştirilmiş amatör topluluklar; bu konuya, ancak geçim uğraşlarından artan zamanlarını harcayarak; yine de önemli pek çok gerçeği ortaya koymaya çalışmışlardır, ve önemli başarılar ve gelişmeler de sağlamışlardır… Fakat, gerçek bilim adamı yanında, hem yetenek , olanak ve hem de zaman bakımından yetersiz guruplar olduğumuz inkar edilemez… Ama, buna rağmen bilimcinin dikkatini çekebilecek pek çok ve de çok önemli dokümanları ortaya serebilmişlerdir… Parapsikoloji ve onun dışında da gerçek bilginler, geç de olsa, sayıları az da olsa, bu konuya eğilmeye yönelmişlerdir… Esasen bilim, kendisine, “Pozitif Bilim” demekle, “Negatif Bilimi” de zımnen kabul etmiş durumdadır… Ne var ki, ruh kavramını da negatif bilim içerisinde kabullenerek, araştırma sahası dışında tutagelmişlerdir… Daha düne kadar, “Batıni” saydığı ve ilgisizliği yüzünden dokunulamamış; dolayısıyla açıklığa kavuşturulamamış ve zımnen negatif bilim içinde gördüğü ASTROLOJİ, SİMYA gibi, geçmişin Batınileriyle hiç ilgilenmez ve ilgilenen bilim adamlarını da görmezlerdi… Çok uzağa gitmeye gerek yoktur: Çeyrek yüzyıl öncesine kadar bir bilim dalı sayamadığı PARAPSİKOLOJİ’ye, bilim, dünyanın her yanında bugün dört elle sarılmıştır… Bütün bunların tek nedeni vardır: Bu da dinlerin, yeterli düzeyde anlaşılamamış ve yanlış, yetersiz yorumlarla saptırılmış olmasıdır… Hala dinlerin dogmatik bir düzeyde kalmış olması, özellikle bilim adına büyük bir yanılgıdır. Çünkü insanın yalnız maddesel yönünü ele almış; ruhsal yönünü yok saymıştır… Yaratan, var eden, yöneten yüce ruhsal güçler, ulu ruhsal varlıklar; yalnız beş duyumuzla maddeye eğilmemeyi, dinsel kanalla da, ruhsal kanalla da, asli yanımız olan ruhsal tarafımızı tanımamızı sağlamak için hep uğraşmışlar ve hala da uğraşmaktadırlar… Beş duyumuzun, bilim adamını bağlayıcı kalmaması için, binlerce yıldan beri, aynı kaynaktan verilenlerin; ister dinsel olsun, ister benzerleri olsun, mutlaka peşin yargılarda uzak; dogmatik, kalıplaşmış ve kabuklaşmış inançları aşarak değerlendirilmesi şarttır… Böyle değerlendirilmelerinin yapılmağa başlanmış olması bile, geç kalınmış olmasına rağmen, sevindiricidir… Evrendeki sayısız varlıklarda pek küçük bir kadroyu oluşturan yeryüzü insanlığının, içinde yaşadığı üç boyutlu, sınırlı, katı ve kaba koşulları, ruhsal tekamüllerinin aracı olduğunu görebilmesi, dünya insanlığı adına tek dileğimiz olsun… Bu genel girişten sonra, birkaç ruhsal olayı; ruhsal gerçeklerden birkaçını; sizlere, inceleyebildiğim çeşitli kaynaklardan aktarmaya çalışacağım. |
|  | | derebeyi17_44

 Mesaj Sayısı: 485 Yaş: 22 Nerden: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Kayıt tarihi: 11/12/08
Karakter Sayfası Durum: sakin
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Salı Mayıs 12, 2009 9:15 pm | |
|  Philadelphia Deneyi
İkinci dünya savaşının en ateşli zamanları savaşın tarafları, durumu kendi lehlerine çevirmek için her türlü yolu deniyorlar. Bu deneylerden biri de maalesef sonu çok şaşırtıcı ve bir o kadar da acı biten Rainbow Project adıyla da bilinen ‘Philadelphia deneyi’. Araştırma grubunun başında ve projeyi yürüten Bilim adamı, oşinograf, havacı, astronom, astrofizikçi, teorik fizikçi, matematikçi ve yazar, “Dr. Morris Ketchum Jessup” dur.
Jessup, Birinci Dünya Savaşı’na çavuş rütbesiyle katılır; 1920′li yıllarda, Iowa ve Michigan Üniversiteleri’nde matematik ve kozmoloji öğrenimi görür. Daha sonra, bir araştırma ekibi ile gittiği Güney Afrika’da astronom olarak çalışırken keşfettiği “Çift Yıldızlar” ile adı astronomi tarihine geçer. Jessup araştırmalarını sürdürür ve Amerikan hükümetinin ikinci dünya savaşı sırasındaki gizli askeri araştırmalarından biri olan ‘elektronik kamuflaj’ deneyinin başında yer alır Daha önceleri ilk çalışmalar, Alternatif Elektrik Akımının mucidi olan Nikola Tesla’nın başında bulunduğu grup tarafından 1930 yılında başlatılmış, Deneyler sırasında bazı küçük parçalar kısa süreler için yok edilmiş ve sonra tekrar materyalize edilmiştir. Ancak Deneyin ne şartlarda uygulandığı ve uygulamanın kontrol prensipleri net olarak belirtilememiş ve açıklanamıştır. Bu aşamada işe Einstein’ in da adı karışmıştır şöyle ki; Tesla, Deneyin ve Teknolojisinin geliştirilmesi için Einstein’in yardımını istemiş ancak Einstein, Bu Teknolojinin İnsanlığa yarar getirmeyeceğini düşündüğünden katılmak istemediğini belirtmiştir. Chicago Üniversitesi ile Princeton Enstitüsü de 1939 yılında yaptıkları çalışmalar sonucunda çeşitli küçük materyali görünmez hale getirmeyi başarmışlar ve Bu Teknolojiyi İkinci Dünya savaşı sırasında A.B.D. nin Resmi Mercilerine tanıtmışlardır Dr. Jessup yönetiminde başlanan projede Haziran 1943′ de yapılan ilk deneyde sağlıklı sonuçlar alınmamasına rağmen ikinci ve final deneyinin yapılmasına karar verilir. Deneyde amaç Eiinstein’in çekim ve elektrik için olusturdugu birlesik alanlar teorisinin avantajlari kullanilarak elektronik kamuflaj sağlamaktır. Fakat deneyde ulaşılmak istenen noktanın ötesine geçilmiş ve amaçlanan hedef olan radarda görünmezliğin ötesinde, gemi tamami ile ortadan kaybolmuş optik görünmezliğe ulaşmış ve sonra tekrar ortaya çıkmıştır. Deney S. S. Andrew Furuseth isimli şilepten gözlemlenmiştir. Ve bu gemide yazının ilerleyen bölümlerinde bahsedeceğimiz gayet ilginç kişilikler bulunmaktadır Olaylar dizisi gelişir ve en sonunda 28.10.1943 tarihinde uygulama USS Eldridge adlı gemide yapılır fakat burada ilginç olan husus deneyin boş gemi üzerinde değil üzerindeki mürettabatla beraber yapılacak olmasıdır. Deney için gemiye 75 KWA gücünde 2 adet dev jenaratör ve her biri 2 megawatt gücünde olan 2 adet CW ve son olarak 3000 adet güç arttırıcı tüp monte edilmiştir. Daha sonra deney başlar ve geminin etrafını yeşil bir sis dalgası kaplar, gemi bu sisler içinde yitip gider ve sonradan anlaşıldığına göre deneyin yapıldığı alana 640 km mesafedeki Norfolk üssünde gözükür ve tekrar Philadelphia’ da ortaya çıkar. Bu şaşkınlık esnasında şalterlerin indirilmesi emredilir ve deney güçlükle sona erdirilir. Hatta tayfalardan birisi olayı şöyle anlatmıştır.( yoruma girmeden sözkonusu kişinin ağzından yazılmıştır) : -Bizim gemide bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim adamları, korku ve heyecan içersinde soluklarını tutarak bu inanılmaz olayı seyrediyorlardı. Gemi ve personeli sadece radardan değil, gözlerimizin önünden yok olmuşlardı. Her şey planlandığı gibi olmuştu. 15 dakika sonra emir verildi ve jeneratörler durduruldu. Deneyin gemi üstündeki etkileri her ne kadar şaşırtıcı olsa da esas gariplikler gemi üzerinde yer alan mürettebatta görülmüştür. Sisler dağıldığında gemiye yaklaşanlar mürettabatın büyük kısmının trabzanlardan sarktığını ve kustuğunu diğer mürettabatın kendini bilmez bir şekilde ortalıkta gezindiğini; Bazılarının vücutlarının bir kısmınının saydam hale geldiğini, diğer bir kısmının ise kendilerine biri dokunana kadar donduğunu görürler. Ama herhalde en acıklısı bu yokolup geri gelme esnasında gemide hareket eden tayfalardan 5′ inin başına gelenlerdir. Bu tayfalar geminin metaliyle bütünleşmiş 4′ ü hemen ölmüş kurtarılabilen diğer tayfa aklını yitirmiş ve ömrünün kalanını akıl hastahanesinde geçirmek zorunda kalmıştır. Diğer tayfalardan bazılarının , donup kaldığını yukarıda belirtmiştik açıklamak gerekirse; bu mürettabat heykel gibi kaskatı kesilmektedirler. Bu donmalar, bazen bir kaç saniye, bazen saatlerce sürmektedir. Smith adındaki bir denizcinin donuşu ise 200 gün sürmüştür. Yemeden, içmeden, nefes almadan bu kadar uzun süre donup kalan Smith, kendine geldiğinde, bu süreyi 5 saniye gibi hissettiğini ve bu süre içinde elinde olmadan uzayda gezindiğini ve Dünya’yı dışardan seyrettiğini ifade etmiştir. Donan kişiler, kendi iradeleri ile hareket edememekte, yakınlarındaki kişilerin onlara dokunarak topraklamaları gerekmektedir. Daha sonra, hepsi, bu donma anında, kendilerinin çekimsiz olarak serbestçe yükselip, uzayda gezebildiklerini ifade etmişlerdir. Kaybolan denizciler de, “Birden kendimizi, bedenimizle birlikte uzayda buluyoruz, sonra tekrar kaybolduğumuz yerde ortaya çıkıyoruz” demişlerdir. Denizcilerin doğru söylediği, acı bir gerçekle anlaşılır: Bir gün, üzerinde pusula bulunduran bir tayfa birdenbire donup kaldığında, arkadaşları ona dokunarak topraklamak isterler. Dokundukları anda, tayfa birden alev alır ve o kadar şiddetli yanar ki, geride hiç bir iz ve kül bırakmaz. Sadece bulunduğu zeminin kömürleşmiş oluşu, tayfanın yandığını göstermektedir (Bu şekilde, dört denizcinin yandığı kaydedilmiştir).Dr. Jessup yaptığı araştırmalarda, tayfaların kozmik ışınların bulunduğu atmosfer dışı bir bölgesine ışınlanmış olduğu sonucuna varır. Çünkü, halı ve döşeme nümunesinde, Dünya üzerinde hiç olmaması gereken, radyoaktif ışıma ve dedektörlerin “Kozmik Primerler” kozmik ışınları saptamıştır. Bu ışınlar, magnetosferde, bilimsel adıyla “Shower” (Sağanak) denilen bir olayla törpülenmektedirler. Bu nedenle, Dünya’ya ulaşmaları olanaksızdır.. Böylece, mürettabatın uzaya bazen bedenleriyle, bazen ise dondukları anda bilinçleriyle çıktıkları doğrulanmıştı. Yukarda anlattığımız üzere Deney S.S Furuseth isimli şilepten gözlenmiştir ve bunların arasında Albert Einstein’ de bulunmaktaydı ve deneyden sonra deneyle ilgili tüm dokümanları yakmış ve bu deney tüm insanlığın kaderini değiştirecekti demiştir. Kimse ve hatta deneyin yöneticisi Dr. Jessup bile o gün neler olduğunu anlamamıştır. Fakat S.S Furuseth isimli gemiden olayı gözleyenler arasında bulunan biri olayın neden bu hale geldiğini çok iyi bilmektedir ki bu kişi deney yapılmadan önce bu tür bir olayın mümkün olabilmesini sağlayacak bilgiyi ve materyali mektuplar aracılığıyla Dr. Jessup’ a ulaştıran Carl M. Allen ya da gerçek ismiyle Carlos Allande’dir. Carlos Allande bu projenin uygulanmasının mümkün olduğunu konusunda Dr. Jessup’ u ikna eden kişidir. Bu adamın fikirleri ve hayatı o zaman dan günümüze kadar hala bir sır perdesi arkasındadır; kim olduğu ve amaçları hakkında tüm kaynaklarda çeşitli görüşler yer almakla beraber asla net ve tam bilgiler ortaya konamamıştır. Deney ve sonuçları Amerikan hükümeti tarafından o tarihten günümüze kadar reddedilmiş. Fakat Amerikan gizli servisi kayıtlarında Rainbow Project adıyla yer almıştır. Amerikan hükümetinin olayı örtbas etmesi, deneye şahit olanların (bir kısmının doğal olmayan yollardan) ölümü kalanların da akıllarını yitirmeleri sonucu deney büyük bir sır perdesinin arkasına kalmakta ve sorulan fakat cevabı alınamayan soruların ortasına yerleşmektedir. Ve tabi bu kısmı daha bir şehir efsanesine kaçmakla beraber deneyin daha sonraki senelerde 3 kere daha tekrarlandığı iddiaları ortaya atılmıştır. Dr. Jessup’ un Philadelphia deneyinden sonra da Carlos Allande ile olan karanlık ve karışık ilişkisi sürmüştür. Mektup bazında süren bu ilişki daha sonra konuyla ilgili araştırma ve yazılan kitaplarda verilen tariflere göre siyah takım elbise giyen tiplerin, sürekli deneye katılan bilimadamlarını takip etmeleri sonucu sekteye uğramıştır.( Bu başka bir yazının konusu olacak kadar uzun. ) Daha sonra Dr. Jessup 1955 yılında günümüze kadar yazılmış en iyi Ufo kitaplarından birisi olacak olan ‘Case for the UFO’ ‘ yu ( bu mektuplaşmaların ışığında ve bir şekilde Carlos Allande’ den apartılan detaylı UFO çizimleriyle ) yazar. Fakat sözkonusu çizimler matbaada basım aşamasında çalınmıştır. Bu da siyah giyen adamlar ve Amerikan hükümetinin bu tip gizli kalmasını istediği konularda konuşanları sevmemesi ile açıklanabilecek bir durumdur. Daha sonra Dr. Jessup 1959 yılı Nisan ayında çalışma arkadaşı Dr. Mason Valentin’ e Philadelphia deneyi hakkında kesin sonuçlara ulaştığını açıklar ve bu konu hakkında görüşmek ve daha detaylı tartışmak için sözleşirler. Dr. Valentine 20 Nisan akşamı Dr. Jessup’ u yemeğe davet eder. Fakat Dr. Jessup sözkonusu görüşmeye asla gidemeyecektir. Kayıtlara ölümü intihar olarak geçer. Fakat olayı araştıranlar ve Dr. Jessup’ u tanyıyanlar onun asla intihar edecek kişilikte bir insan olmadığını belirtmişler ve bu olayla siyah giyen adamlar arasında bir bağlantı olduğu ve Dr. Jessup’ un sözkonusu kişilerce öldürüldüğü yolunda güçlü iddialar ortaya atılmıştır. Philadelphia deneyi daha sonraları birçok kitaba ve filme konu olmuştur. Filmler arasında en meşhur örnekler olarak Wormhole, Mesaj ve Türkçeye Ufuk faciası olarak çevrilen Event Horizon gösterilebilir. ( Özellikle bu filmi izlemenizi hararetle tavsiye ederim.) Referans alınan kitaplar arasında ki, bu kitaplarda ABD Deniz Kuvvetleri’nin çok gizli “Inter Services Code-Work Index”inde yer alan “Rainbow” kod adının, Philadelphia Deneyi’ne ait olduğu ve bu deneyin, resmi kayıtlarda “Project Rainbow” (Gökkuşağı Projesi) adıyla geçtiğ belirtilmektedir, Moore - Berlitz ikilisinin “The Philadelphia Experiment: Project Invisibility” kitabı, A. H. Hochheimer’in “The Philadelphia Experiment from A to Z” adlı kitabı, C. F. Berlitz’in “İz Bırakmadan” adlı kitabları örnek gösterilebilir. Phladelphia deneyi ülkemizde çok bilinmeyen fakat bilim dünyası için ve metafizik olayları inceleyen insanlar için de dönüm noktası olmuş bir olaydır. Deney Philadelphia’da çıkan bir gazetede haber olarak yayınlanmıştır ve üstte bahsedilen eserlerde bu konuda yer almaktadır. Günümüzde bu konuya ilişkin yaygın inanış ve Amerikan hükümetinin sözkonusu olaylarda takındığı tavır biçimi itibariyle bu deneylerin boşaltılmış bir hava üssü olan Montauk’ da sürdürdüldüğü yönündedir. ( ki bu da başlı başına ayrı bir yazı konusu olabilir.) İddialara göre sözkonusu deney bu defa Montauk Project adı altında sürdürülmektedir. Kısaca özetlemek gerekirse ister gerçek olsun ister söylenti Philadelphia deneyi bilim alanında ve metafizik konusunda yoğun tartışmaların yaşanmasına sebep olmuş. Einstein’ ın Birleşik Alanlar teoreminin ortasında bulunduğu yoğun bilimsel tartışmalar doğurmuştur. Olayda günümüze kadar indirilememiş olan sır perdesi de bu olayın cazibesini arttırmakta olay unutulup gitmek bir yana daha da kuvvetli olarak tartışılmakta ve hatırlanmaktadır. Tıpkı HAARP sitelerinin durduk yerde hacklenmesi gibi bu konuyla ilgili sitelerinde çoğu zaman bu kaderi paylaştığı bir gerçektir. Sonuç: Philadelphia deneyi artık söylenti ve efsane olmaktan olmaktan çıkıp Amerikan hükümetinin tüm yalanmalama ve örtbas etme çabalarına rağmen ispatlarıyla, delilleriyle üzerinde yoğun bir şekilde tartışılan bir gerçek halini almıştır.
| | Evet bunu daha önce başka bir başlık altında toplamıştım artık bu konuları bu başlıkta paylaşalım.. |
|  | | Darkk

 Mesaj Sayısı: 210 Yaş: 21 Nerden: İ don't Know :P İş/Hobiler: Doktor Olacak/Düzceye :P Lakap: Dark Kayıt tarihi: 04/03/09
Karakter Sayfası Durum: kafası iyi
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Salı Mayıs 12, 2009 9:19 pm | |
| Hım güzel konu  Ben en çok X Files'de yaşlanmayı sevmiştim bir kaç günde 80 yaşında oluyorduya hani  |
|  | | derebeyi17_44

 Mesaj Sayısı: 485 Yaş: 22 Nerden: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Kayıt tarihi: 11/12/08
Karakter Sayfası Durum: sakin
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Salı Mayıs 12, 2009 9:21 pm | |
| Tunguska'nın Sırrı ÇözülüyorGezegenimize Vuran Son Kozmik Darbe1908 yılında, Sibirya Ormanları'nda yüzlerle dönümlük bir alan gökten geldiği sanılan bir ateş topunun altında ezildi, tüm ağaçlar yandı, geyik sürüleri kül oldu, patlamanın şiddeti binlerce megatondu. Bilim, bugüne kadar hala ne olduğunu kesin olarak belirleyemedi ama pes de etmedi. Rus, İtalyan ve Amerikan bilim adamları şimdilerde modern teknolojiyi kullanarak Tunguska gizemine ışık tutuyorlar ve şimdi 89 yıl sonra gerçeği öğrenmek üzereyiz. 30 Haziran 1908'de Sibirya'da patlayan veya düşen ateş topunun gücü, Hiroşima'da patlayan atom bombasından 1.000 kez daha güçlüydü. Ortaya çıkan ısı sonucunda, ren geyiği sürüleri ve yüzlerce ağaç kül oldu, binlerce kilometre karelik bir çevrede patlamanın sesi duyuldu. Patlamanın ışığı binlerce km. öteden görüldü, göğe yayılan portakal renkli ışık Batı Avrupa'dan görüldü, ışık o kadar parlaktı ki, insanlar karanlıkta gazete dahi okuyabiliyorlardı. Patlamanın etkisi veya şekli volkanik bir patlamaya benziyordu ama ortada patlayan bir volkan yoktu. Elle tutulur tek ama olağandışı gösterge, sismograflarda kaydedilen titreşimlerdi. Bir Sibirya kenti olan Irkutsk'da bulunan rasathaneler, sarsıntının merkezinin 18.000 metre kuzeyde bulunduğunu belirlediler; bölgenin adı Tunguska'ydı. İnsanlar, Yere Düştüler;Patlamadan sonraki 19 yıl boyunca, bilim adamları Tunguska'ya gelmediler; yolculuk zordu, bölge uzak ve bataklık bir alandı, böyle zor bir yolculuğa kimse gönüllü olmadı. 19 yıl sonra Tunguska'ya ulaşan ilk ekibin karşılaştığı manzara inanılmazdı; ekip üyeleri sersemlemişlerdi, karşılarında ufuk boyunca sıralanmış kavrulmuş ağaç dizileri vardı. Ekibin ilk işi bir krater aramak oldu ama bulamadılar. Sonra bir meteorun parçalarını aradılar (veya bir asteroitin) ama böyle bir şey de yoktu. Sadece yakın köylerde yaşayan tanıklarla konuşabildiler; köylüler gökten iz bırakarak gelen ve büyük bir gürültü çıkaran dev bir ateş topunu görmüşler ve patlamanın şiddetinden yere düşmüşlerdi. Açıkçası, Tunguska'da benzeri olmayan bir olay yaşanmıştı, geriye kalan tek elle tutulur kanıt, kavrulmuş ağaçlardı. 88 yıl boyunca Tunguska gizemi ile ilgili birçok çekici kuram ortaya atıldı, en geçerli kuram bir meteorun düştüğü, en az ilgi gören kuram ise dünya dışı bir uzay aracının patlamasıydı. 1908'de kesin olarak ne olduğu ile ilgili tartışmalar sürüp giderken, geçenlerde ortaya çıkan zorlayıcı bir kanıt birçok soruya cevap getirerek, tartışmaların büyük bir bölümüne noktayı koydu. Tunguska, Geleceğin Habercisi mi?Araştırmacılar, Tunguska ağaçlarına gömülmüş zerrecikler (partiküller) buldular ve bu partiküllerin altında dünya dışı bir imza vardı. Bilgisayar animasyonları uygulanarak, bir meteorun atmosferde yanmasından veya bir asteroitin parçalanmasından sonra geriye nelerin kaldığı araştırıldı. Bazı uzmanlar daha fazla tartışma taraflısı değildiler, patlamanın nedeni bir meteordu, asıl sorun meteorun ne tür bir meteor olduğuydu. Tunguska, bilimciler için hala gizemlidir; çözüm sözcüğü heyecan veren bir davete benzer ama bu davetin içeriğinde laboratuarlarda harcanan uzun saatler ve günlerce süren yolculuklar sonucunda eli boş dönmek vardır. Henüz çok pratik bir yöntem bulunmamıştır; kuyruklu yıldızlar veya asteroitler bilinen cisimlerdirler ve Güneş Sistemi'nin tarihinin önemli bir bölümüdürler. Örneğin 1994 yılında Shoemaker-Levy kuyruklu yıldızı, Jüpiter'in "kara göz" üne çarptı. Patlayıcı özelliği olan büyük göktaşlarının en son 65 milyon yıl evvel dünyaya yağarak, dinozorları toptan yok ettiği düşünülmektedir ve bugün de insan uygarlığı aynı bilinmeyen risk ile her an karşı karşıyadır. Aslında Tunguska'da 1908 yılındaki o korkunç gün, bir anlamda da bize gelecekte göklerde nelerin saklı olduğunu işaret etmektedir. Ömrünü Tunguska'ya Harcadı; Ama Esir Kampında Öldü.Tunguska'ya giden ilk bilim adamı olan Leonid Kulik, bir Rus jeologu idi, uzun yıllar boyunca Sibirya'nın birçok bölgesinde meteor parçacıklarını araştırmıştı. 1927'de Tunguska panoramasını yani parçalanmış, yanık ve devrilmiş sayısız ağacı ilk kez gördü. Aklına hemen çok büyük bir yangının tüm bölgeyi etkilediği geldi. Sonraki 14 yıl içinde Kulik, Tunguska'ya dört kez daha gitti. Kulik'in ekibi, ezilmiş, dağılmış ve bataklıklara gömülmüş ağaçların sayısız fotoğrafını çekti, bıkmadan, usanmadan meteor parçacıkları aradılar ama tek bir parçaya dahi rastlayamadılar. Çeşitli tanıklarla görüştüler, karşılaştırmalar yaptılar, abartmaları, yalanları belirlediler. Hemen hemen tanıkların yarısı, kuzey göğünden gelen bir ateş topunu görmüşlerdi ama diğerleri kuzeybatı veya batı yönünden söz ediyorlardı. Bütün araştırmaların sonucunda ortaya çıkan tek şey, karışık ve önemsiz bilgilerden başka bir şey değildi. Kulik, hala cehenneme neden olan şeyin doğal olarak bir meteor olduğunu düşünüyordu. Kulik, 1942'de bir savaş mahkumu olarak öldü ve ondan sonra ellili yılların sonuna kadar hiçbir bilim ekibi bir daha Tunguska'ya gitmedi. Uzaydan Bir "Şey" Geldi; Ama Neydi?Olayı bir kez daha dürten ilk kişi, bir Sovyet ordu mühendisi olan Albay Aleksander Kazantsev'di. 1946'da yazdığı kısa bir makalede, Tunguska felaketine ancak nükleer bir patlamanın neden olabileceğini belirtti ama insanlar 1908 yılında insanlar böyle bir şeyi yapamazlardı, yani tek neden bir uzay aracının patlaması olabilirdi. Sonraki yıllarda öykü SSCB'de birçok kez gündeme geldi ve yazılar yayınlandı. Bunların en popüleri ve başarılısı "Guest From Space/Uzaydan Gelen Ziyaretçi" idi. Genç Sibiryalı bilimciler, Kazantsev'in iddialarıyla uğraşıp durdular, onun Tunguska'da hala ölçülebilir bir radyoaktivite düzeyinin bulunduğunu iddia etmesine karşı çıkıyorlardı. Sibirya'daki Tomsk kentinde İyonize radyasyon uzmanı olan Victor Zhuravlyov; "Kitabın gerçek olduğunu kanıtlayan bir şey bulmayı çok istedik." diyordu. Eğer böyleyse, bilim adamların gerçekte ne olduğunu anlamaya niyetli oldukları pek söylenemezdi. Aynı kentte bulunan Biyoloji ve Biyofizik Bilimsel Araştırmalar Enstitüsü'nün direktörü olan Gennady Plekhanov ise; "Birkaç yıl boyunca Tunguska sorunun çözülmüş olduğunu düşündük." diyordu. Ama ikisi de hatalıydılar, Plekhanov 1959 ve 60'da iki Tunguska seferini yönetmişti, düşük düzeyde radyasyon izi ve ufalanmış patlayıcı meteor parçacıkları arıyor ve; "Gerçekten çok uzaktık, her şey düşündüğümüzden daha karışıktı." diyordu. 20 Megatonluk Patlama1961 baharında, Plekhanov hayal kırıklığı ile dolu bir rapor yayınladı ve Rusya'nın en önemli bilimsel enstitülerinden birisi olan Moskova'daki Kurchatov Atom Enerjisi Enstitüsü'nde bu doğrultuda bir konuşma yaptı. Gizemle ilgili boş bir tablo çizdi, grubunun çalışma alanında çok dikkatli bir çalışma yaptığını anlattı ve anlattıkları bilim adamlarından sıcak bir ilgi gördü. Rus bilim adamlarının Tunguska'ya gidişinden sonra, hemen her yaz döneminde çeşitli bilgiler derleniyor ve araştırmalar sürüyordu. Bunların en önemlisi yanık ağaçların bulunduğu tüm bölgeyi her ayrıntısına kadar gösterin bir haritanın yapılmış olmasıydı. Bu başarının sahibi, Tomsk Üniversitesi matematikçilerinden olan, 60 yaşındaki Wilhelm Fast'tı; Fast, 1960'da Tunguska ekibine katılmıştı ve "Yanık ağaçları ilk kez gördüğümde uyanmıştım." diyordu. Fast ve yardımcıları inatçı ve ısrarlı bir çalışmanın sonunda, yanık ve kırık ağaçların bulunduğu 220.000 hektarlık bir alanın haritasını çıkarmayı başardılar. Bu harita, büyük bir özenle 35 yıl boyunca geliştirildi; başka bilim adamları ağaçların dağılımlarını ve aldıkları şekilleri uzun uzun inceleyerek bir sonuca vardılar; patlamanın rüzgarı 7.5 km uzunluğundaki bir alanda, 10/20 megatonluk bir TNT enerjisi oluşturarak, doğudan batıya doğru yayılmıştı. Sır, Reçinenin İçinde Saklı;30 yıl boyunca Tunguska, sadece Rus bilimcilerinin inceleme konusu olarak kaldı. Tunguska'ya en yakın olan iki büyük kent olan Tomsk ve Krasnoyarsk, askeri teknoloji merkezleriydiler ve yabancıların girmesi kesinlikle yasaktı. Ancak1989'da Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra yabancı araştırmacılar bölgeye gelip araştırmalara başlayabildiler. Aralarında Bologna Üniversitesi'nden İtalyan fizikçi Menotti Galli'de vardı. Galli 40 yıldan beri, kozmik radyasyon üzerinde çalışıyordu ve özellikle de uzaydan gelen yüksek enerji partiküllerinin, ağaçlardaki selüloz katmanlarında oluşturdukları ağır karbon izotoplarını inceliyordu. Ağaçlardaki bu karbonik birikimin yıllık gelişimi ve miktarı bir kesit alındığı zaman, halkalar halinde görülebiliyor ve izlenebiliyordu. İşte Tunguska gizeminin cevabı burada saklıydı. Galli, Tunguska karanlığına 1990 yılında yapılan araştırma gezisinde daldı ve çeşitli ağaçlardan örnekler aldı; dallardan ve ağaç gövdelerinden 30 cm. çapında, 5-6 cm kalınlığında halka kesitler alıyordu. Geçen yıllar içinde yeniden gelişmeye çalışan ölü dallarda bir enfeksiyon vardı yani deriye batan bir kıymık gibi, halkalarda yoğunlaşan ve biriken kırıklar vardı. Ama Galli, bu durumdan hoşnuttu ve daha iyi olduğunu düşünüyordu. 1908 patlamasından önce ölmüş olan dallar ve ağaçlarda sonradan sızan reçine koruyucu bir doku oluşturmuş ve enfeksiyonu engellemişti. Eğer Tunguska'ya patlayıcı bir meteor patlamışsa ormana yayılan zerrecikler, bu reçine tabakalarının içine hapsolmuşlar ve dokunulmamış olarak kalmışlardı. Meteorların ÖzellikleriGalli, patlayıcı meteor düşüncesine, çeşitli yönlerden yakındı ama bu bir kuyruklu yıldızın buzdan oluşmuş parçası da olabilirdi, Güneş Sistemi'nin oluştuğu çok önceki dönemlerde varolan bir kuyruklu yıldız, zaman zaman Pluto'nun ötesindeki evinden gelerek, dünyanın yakınından geçmiş ve geçerken de bir parçası dünyaya düşmüş olabilirdi. Öte yandan çok çeşitli meteor türlerinden birisi de olabilirdi. Meteoritler çoğunlukla serseri yani düzensiz dolaşan eski asteroitlerdir ve dağılmış veya parçalanmış gezegenlerin enkazıdırlar. Temel olarak düzensiz mineraller içerirler, bazıları zengin organik karbon (carbonaceous chondrites) yüklüdürler. Bazı meteoritler zengin demir içerirler, her meteoridin bir özelliği vardır ve buna göre sınıflandırılır; organik karbon yüklü meteorlar soğuk ve küçük asteroitlerin parçalarıdırlar ve Asteroit Kuşağı'nın dışında bulunurlar. Güneş'e yaklaştıkça, ısı yüzünden artan karbon bileşimleri, asteroitlerin içinde sıkışmaya başlarlar, ayrıca birçok büyük asteroitin çekirdeği demirdir. Sanık; Bir Kuyruklu YıldızGalli'nin çalışmalarında yanında yardımcısı ve dostu Giuseppe Longo vardı. Longo 36 yıllık bir nükleer fizikçiydi ve nükleer reaktörlerde oluşan atom altı parçacıklar konusunda uzmandı ve Tunguska'yı görür görmez bölgede bir öğütülmenin veya ufalanmanın oluştuğunu hesapladı. Galli ile Longo, 1970'lerde Amerikalı bilimcilerin geliştirdikleri bir hipotezle ilgili testi uygulamaya karar verdiler. Eğer Tunguska'da bir kuyruklu yıldız patladıysa bu hipotez işe yarayacaktı çünkü kuyruklu yıldızın izleri tanımlanabilirdi. Kuyruklu yıldızın içerdiği hidrojen sıkışmış ve ve atmosfere büyük bir hızla girdiğinde ısınmıştı, bu helyumda fünyenin erimesi gibiydi yani hidrojen bombasını patlatan tetik gibi. İşte patlamanın nedeni bu olabilirdi. Patlamada ortaya çıkan yüklü nötron parçacıkları, atmosferde nitrojen atomlarıyla birleşirler ve ağır karbon 14 nötronları oluştururlar. Longo;"Eğer böyle bir şey olduysa, ağaçlardan kestiğimiz halkalarda karbon 14 bulacağız." diyordu. Ama olmadı, karbon 14 yoktu, böylece patlama nedenlerinin arasından kuyruklu yıldız çıkarıldı, en azından suçlanma oranı azalmıştı. Bu sonuca rağmen Galli ve Longo çalışmalarına ara vermediler, yeterince veya doğru örnek almadıklarını düşünüyordular ve 1991 yazında Tunguska'ya yapılan yeni bir yolculuğa katılarak, yeni örnekler almaya karar verdiler. Bilim, Bataklıklarda Savaş VeriyorAraştırmacılar Vanavara adlı Sibirya kentine uçakla gittikten sonra, oradan bir helikopterle 64 yıl önce Kulik'in kamp kurduğu yere indiler. Dış dünya ile tek bağlantıları bir radyo-telsizdi, susuzluklarını gidermek için gittikleri gölün suyunda milyonlarca sivrisinek larvası vardı; Galli sonradan "Çok zor on gündü." diyecekti. Ama daha zor olanı doğru ağaçları bulmaktı, patlamadan etkilenmemiş düzinelerce ağaç vardı ama çok az reçine üretmişlerdi yani zengin reçine özüne sahip bir ağaç bulmak kolay değildi, İtalyanlar her gün 8-10 km. yürüyüş yapmak zorundaydılar. Sonuçta altı ağaç bulmayı başardılar ve 13 örnek aldılar, patlama yerinin yakınındaki ağaçların köklerini de inceledikten sonra, yardım çağırarak Tomsk'a doğru yola çıktılar, oradan da hemen Bologna'ya dönerek örneklerin analizi için fizikçi Romano Serra ile beraber çalışmaya başladılar. Elektron mikroskoplarıyla çalışıyorlardı, X ışınları tarayıcısını da kullanarak, parçacıkları aramaya başladılar. Çalışma iki yıl sürdü, sonunda parçacıkların üç ayrı dönem içindeki gelişimini inceleyerek, sınıflandırdılar. Dönemler 1885-1901, 1902-1914 ve 1915-1930 olarak belirlenmişti. 1902-1914 dönemine ait verilerde bir farklılık vardı; parçacıkları yüksek düzeyde bakır, altın ve nikel içeriyorlardı yani bunlar ağır protonlardı. İtalyan araştırmacıların merak ettikleri şey; parçacıkların kökeniydi. "Bu parçacıkların Tunguska olayı ile nasıl ilişkili olduğunu bulmak en önemli ve en büyük sorudur." Longo böyle diyordu. Sonuç olarak bir şey bulunmuştu şimdi sıra bu parçacıkların nasıl olup ta, ağaçlara saplandığını ve neye ait olduklarını bulmaktaydı. Ayrıca parçacıkların çok yüksek bir ısı altında oldukları da belirlenmişti; Longo; "Patlama dalgası parçacıkları yüzeydeyken eritmemiş çünkü yüzeyde iletkenlik azmış yanı erimiş parçacıklar doğrudan kozmik cisimden gelmişler." Peki ama bu cisim nasıl bir şeydi? Longo burada susuyordu ama şunları söylemekten de geri kalmıyordu; "Yıllar boyunca astrofizikçiler kuyruklu yıldızların hidrojen ve helyum gibi hafif elementlerden oluştuğuna inandılar ama şimdi bazılarının çekirdeklerinin ağır elementlerden oluştuğunu düşünüyoruz ve hele bir de konu asteroit ise bulmak istediğiniz şeyi bulursunuz " Yani anlaşılıyordu ki, İtalyanlar Tunguska'ya uzaydan bir damganın vurulduğundan emin gibiydiler. Sıra Bilgisayarlarda...İtalyanlar, bu şekilde uğraşırlarken; Amerikalı bir grup araştırmacı, Tunguska patlamasını bilgisayarlara programlayarak, fizik kanunlarını böyle bir patlamada sınadılar. Çalışmanın başında Princeton'dan gezegen bilimcisi Chris Chyba ve NASA'dan Kevin Zahnle bulunuyorlardı. İkisi bir kuyruklu yıldızın atmosfere girmesini bilgisayarda canlandırdılar. Zahnle, cismin yere vurduğu anda atmosferde neler olduğunu merak ediyordu. Bilgisayar sonuçlarına göre, küçük cisimler atmosfere girince yanıyorlar ama büyük olanlar yeryüzüne ulaşıyordu. Fakat orta büyüklükteki gök cisimleri düşerken farklı bir şeyler oluyordu. Cisim atmosferde yarılmaya başlıyor, hava basıncı önden çok büyük bir baskı yapınca cisim önden deforme olmaya başlıyor ama arkası aynı kalıyordu. Yani cismin üzerindeki güçlerin arasında büyük farklar oluşunca, yırtılmalar başlıyordu. Parçalarda da benzer güç alanları oluştuğu için patlamalar başlıyor ve kırık parçaların her birisi bir bombaya dönüşüyordu. Chyba ve Zahnle bir dizi olayın sonunda Tunguska'da ne olduğuna karar verdiler; Chyba; "Basit bir model oluşturarak Tunguska'yı çözümledik." diyordu. Ama hala sorun vardı çünkü AMES adlı bilim grubu, bu yaklaşıma karşı çıktı, cismin boyutu bilinmiyordu, hangi tür elementleri içerdiği bilinmiyordu, hızı neydi? Atmosfere giriş eğimi kaç dereceydi? Ağaçların eğimine bakılırsa 30-40 derecelik bir açı olmalıydı. devamı aşağı sayfada.. |
|  | | derebeyi17_44

 Mesaj Sayısı: 485 Yaş: 22 Nerden: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Kayıt tarihi: 11/12/08
Karakter Sayfası Durum: sakin
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Salı Mayıs 12, 2009 9:23 pm | |
| 45.000 Derecelik Isı;
Demir çekirdekli meteorlar çok güçlü ve yoğundular ama hızlıydılar yere vurdukları anda, en azından 50 km. çapındaki bir alana dağılmaları gerekirdi, kuyruklu yıldızların ise, yüzeye varmadan önce 25 km. yükseklikte patlamaları gerekiyordu. Bu yükseklik ise, ağaçlardan alınan örneklere uymuyordu zira ağaçlarda karbon parçacıkları vardı ve zengin karbon parçacıkları atmosfere 45 derece eğimle girdiklerinde patlarlar. Kısacası her durumda da atmosferde kalın ve çok geniş bir toz bulutunun oluşması ve çok uzun bir zaman güneş ışınlarını engellemesi gerekiyordu ama Tunguska'da olmayan tek şey de buydu çünkü ağaçlardaki klorofil oranı bunu göstermiyordu. Bu karşılıklı model çalışmasından sonra başka bilgisayar simülasyonları daha yapıldı. Los Alamos Ulusal Laboratuar'ından Jack Hills ve Patrick Goda, Hawaii Üniversitesi'nde yaptıkları çalışmalar sonucunda Chyba'nınkine benzer sonuçlara ulaştılar. Ama cevaplanamayan soru, meteor parçasına ne olduğuydu. Bir kısmı yanmış olabilirdi en azından % 10'u yüzeye yayılmış olmalıydı. Hills; "Bu cevabı bulursak, büyük meteorların neden bulunamadıklarını da anlayacağız." diyordu. İtalyan Longo buna yanıtı ise; "Aradan geçen bu kadar zamandan sonra, parçaları bulamayabiliriz." şeklinde oldu. Fakat en çarpıcı bilgisayar çalışmasını Tennessee Üniversitesi'nden Evans Lyne ve Richard Fought ile Stanford'dan Michael Tauber yaptılar, yola Chyba'nın varsayımından yani düşen bir gök cisminin patlamasından yola çıkmışlardı. Araştırma sonucunda, cismin atmosfere girdikten sonra 45.000 derecelik bir ısı oluşmuştu ve bu ısı cismin tamamını yakmıştı. Yüzeyi veya ağaçları yakan güç, bu dev ısının bir kısmının yüzeye yansımasıydı. Yani patlama yüzeyde değil, gökte olmuştu ve etkileri Tunguska'yı vurmuştu. Küresel Bir Kıyamet Yaşanabilirdi; Ama...
Bazı Rus araştırmacılar, Tunguska ile ilgili Amerikan çabalarını kuşkuyla karşıladılar. 1970'lerde patlamanın nedeni olarak bir asteroit değil, bir kuyruklu yıldız olarak kabul ediliyordu. Ama bunu kanıtlayacak bir kuyruklu yıldızın astronomik kayıtlarına rastlanmadı yani bilinen tüm kuyruklu yıldızların hiçbirisinin rotası 1908 yılının Haziran ayında, dünyanın yakınından geçmiyordu. Batılı bilimciler kuyruklu yıldız düşüncesiyle hep alay ettiler çünkü astro-fizik çevrelerinde kuyruklu yıldızların çok hafif oldukları ve atmosferde hemen yanacakları kabul edilmektedir. Bu tür bir patlamanın oluşturacağı toz bulutu en önemli ve en geçerli kanıttır ama yoktur, en azından bir milyon tonluk bir cismin parçalanması sonucunda dev ve çok kalın bir toz bulutu muhakkak oluşacak ve bundan iklimler etkilenecektir. Caltech Jet Propulsion Laboratuarı'ndan Zdenek Sekanina; "Böyle bir olayın dünyadaki yaşam üzerindeki etkileri korkunçtur. Küresel bir kıyamete benzer ve nükleer kışla karşılaştırılabilir. İnsanlık üzerindeki etkileri tartışılamaz dahi, bunu hayal edemeyiz çünkü biz orada değildik." demektedir. Aslında tüm Rus bilimciler, kuyruklu yıldız senaryosuna katılmamaktadırlar. Longo ile aynı fikirde olanlar vardır; Tomsk Astronomi Gözlemevi'nden Gennady Andreev, Tunguska bataklıklarından hala ümitlidir ve o da Longo gibi örnekler almayı sürdürmektedir. Yeni Sanık Bulunuyor; Deprem!
Daha kuşkucu Rus bilim adamları da vardır, yine Tomsk'tan Victor Goldin; "Problemin çözüldüğünü düşünmüyorum. Ancak bir meteorun veya bir cismin parçaları ya da parçası bulunduğunda çözüme ulaşılacaktır." demektedir. Bir diğer garip iddia ise, söz konusu parçaların bulunmuş olduğu ama SSCB döneminde saklandığı ve bir daha bulunmadığı şeklindedir ama bu çok yetersiz ve anlamsız bir iddiadır. Bu iddiaya karşı meteorolog Nina Fast; "Eğer bir meteor bulsaydık onu yakardık çünkü biz gizemlerden, çelişkilerden ve paradokslardan hoşlanıyoruz." diyerek şaka yapmaktadır. Egzotik kuramlar hala sürüyor ve özellikle de Rusya'da çok revaçta; yeni bir iddianın hedefi depremdir. Moskova Radyo Araçları Enstitüsü'nden yazar ve radyo fizikçi Andrei Ol'khovatov, depremlerin sarsıntı yapmalarının ötesinde zaman zaman ışık patlamaları, ıslık, vızıltı ve tıslama sesleri oluşturduklarını söylemektedir. Eğer 1908'de Tunguska'da bir deprem olmuşsa, açığa çıkan enerji, sismik dalgaların yanı sıra elektrik patlamaları oluşturmuş ve ağaçları yakmıştır. Ol'khovatov'un tezi, bazı tanıkların anlattıkları Tunguska'daki ışık patlamalarına ve seslerine uymaktadır; Ol'khovatov, benzerliklerin kendisini şaşırttığını söylemekte ve; "Bana göre en zayıf kuram meteor kuramıdır ve çözümle ilgili değildir. Ayrıca lokal gözlemcilerin anlattıkları tektonik yani tipik bir yer kabuğu hareketini hemen akla getirmektedir, daha da önemlisi patlama merkezinde çok eski bir volkan bulunmaktadır. " demektedir. Bu Bir Fenomen; Ama Doğanın Fenomeni;
Ol'khovatov'un iddiaları saygın Rus yayınlarında yer almaktadır ama karşıt görüşler de çok sarsıcıdır. Depremlerde ışık ve ses oluşumları Richter ölçeğine göre 7 şiddetin üzerinde oluşmaktadır; toplanan veriler bunu gösterirler. Oysa Tunguska'da sismografların kaydettiği ölçek 5'dir. Bir diğer bilim adamı ise, yıkılan ve ezilen ağaçların aşağıdan değil, yukardan gelen bir güçten etkilendiklerinin açıkça ortada olduğunu belirtmektedir. Tartışmalar hala sürüyor. Ne olursa olsun, yine de en uç ve en zayıf iddia olan patlayan uzay gemisi kuramı bile şu anlarda ilgi görmektedir fakat bunun da bir kanıtı yoktur. Önemli olan tanımlamaya henüz ulaşılmış değil, diyebiliriz. Chyba; "Gereken bilgilere ulaştık, çok az veya birkaç bilgiye daha ihtiyacımız var çünkü gezegensel bilimde zor elde edilen küçük bir bilgi, çok uzun bir yolun aşılmasına neden olmaktadır." diyor. Tunguska'dan alınacak en önemli ders, çok sağlam bir kanıtın bulunmasının ne kadar önemli olduğudur. Ama her geçen yıl, bu kanıtın bulunması daha zorlaşmaktadır. Bilim şimdiye kadar olduğundan çok daha büyük bir çabayla Tunguska üzerinde çalışıyor. Şimdilerde Ruslar ve İtalyanlar beraber çalışıyorlar. Kısacası, 89 yıl evvel Sibirya'da ne patlamış olursa olsun, bilim dünyası geniş bir planı zaman içine yayarak, bir dantel gibi işlemektedir. Ama bazen de, bilimin kuşkuculuğu ve rekabet anlayışı ister istemez yakalanan gerçeğin kaybedilmesine ya da fark edilmemesine neden olmaktadır. Özetle ve büyük olasılıkla Tunguska olayının ardında, ender rastlanır veya henüz bilinmeyen ya da tek bir kez yaşanan bir doğa olayının olduğudur. Göksel Terör Tablosu
Bu tablo, Anglo-Avustralya Gözlemevi'nden Araştırmacı Astronom Duncam Stelli Tarafından hazırlandı. Tabloda dünyaya yakın gök cisimlerinin tehlikeli olma oranları gösteriliyor. Yaklaşık olarak dünyaya yakın olan ve çapı 1 kilometreyi aşan 2.000 gök cismi bulunmaktadır, bunların herhangi bir tanesi bir kıyamete neden olabilir, sadece bir tanesinin dünyaya çarpması durumunda, insanlığın % 25'inin öleceği tahmin edilmektedir.
• Dünyaya yakın yaklaşık 10.000 göktaşının çapı 500 metredir.
• Dünyaya yakın yaklaşık 300.000 göktaşının çapı 100 metredir.
• Dünyaya yakın yaklaşık 150.000 göktaşının çapı 10 metredir.
• Bu potansiyelin % 70'i göktaşı grubundadır, ötekileri birer asteroittir.
• Dünyanın yakınından geçen asteroitlerin yaklaşık % 50'si sönük veya uyuyan kuyruklu yıldızlardırlar.
• Her 10 dakikada bir bezelye büyüklüğündeki bir meteor dünyaya düşmektedir.
• Her 1 saatte bir badem büyüklüğündeki bir meteor dünyaya düşmektedir.
• Her 10 saatte bir greyfurt büyüklüğündeki bir meteor dünyaya düşmektedir.
• Her bir ayda bir basket topu büyüklüğündeki bir meteor dünyaya düşmektedir.
• Her yüzyılda bir 50 m. çapındaki bir meteor dünyaya düşmektedir.
• Her 100.000 yılda 1 km çapındaki bir meteor dünyaya düşmektedir.
• Her 500.000 yılda 2 km çapındaki bir meteor dünyaya düşmektedir.
• Her 100.000 yılda 1 km çapındaki bir meteor dünyaya düşmektedir.
• Parabolik yani belli bir yörüngesi olan bir kuyruklu yıldızın, dünyaya yaklaşması 6 ay öncesinde belirlenerek, uyarı verilebilir.
bu olay x filesta 4.sezon galiba tunguska bölümünde anlatılıyordu.. |
|  | | Darkk

 Mesaj Sayısı: 210 Yaş: 21 Nerden: İ don't Know :P İş/Hobiler: Doktor Olacak/Düzceye :P Lakap: Dark Kayıt tarihi: 04/03/09
Karakter Sayfası Durum: kafası iyi
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Salı Mayıs 12, 2009 9:25 pm | |
| Ben bunu okudum tv'de 2012 tekrar böyle bir olay olacağı söyleniyor |
|  | | derebeyi17_44

 Mesaj Sayısı: 485 Yaş: 22 Nerden: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Kayıt tarihi: 11/12/08
Karakter Sayfası Durum: sakin
 | |  | | aNkaRock ModAdmin


 Mesaj Sayısı: 1334 Yaş: 23 Nerden: MeRsiNN İş/Hobiler: Öğretmen olmak üzere olan Öğrenci Lakap: oss Kayıt tarihi: 09/05/08
Karakter Sayfası Durum: sakin
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Salı Mayıs 12, 2009 9:28 pm | |
| | Darkk demiş ki: | | Ben bunu okudum tv'de 2012 tekrar böyle bir olay olacağı söyleniyor |
yüzde 3 ihtimal var diye okumuştum |
|  | | derebeyi17_44

 Mesaj Sayısı: 485 Yaş: 22 Nerden: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Kayıt tarihi: 11/12/08
Karakter Sayfası Durum: sakin
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Salı Mayıs 12, 2009 9:29 pm | |
| | Darkk demiş ki: | | Ben bunu okudum tv'de 2012 tekrar böyle bir olay olacağı söyleniyor |
evet dediğin gibi 2012de olacağı konuşuluo ama ihtimal vermiyorum kendim adıma..2000de de olacağı düşünülüyordu ama gerçekleşmedi..Malum bu olay Almanyada gerçekleşecek diyorlar.Bekleyelim 2012 yılını merakla bekliyoruz.. |
|  | | Darkk

 Mesaj Sayısı: 210 Yaş: 21 Nerden: İ don't Know :P İş/Hobiler: Doktor Olacak/Düzceye :P Lakap: Dark Kayıt tarihi: 04/03/09
Karakter Sayfası Durum: kafası iyi
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Salı Mayıs 12, 2009 9:31 pm | |
| |
|  | | derebeyi17_44

 Mesaj Sayısı: 485 Yaş: 22 Nerden: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Kayıt tarihi: 11/12/08
Karakter Sayfası Durum: sakin
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Çarş. Mayıs 13, 2009 2:29 pm | |
| 
2256 Yılından Geldiğini İddia Eden Adam
HAFTADA 800 DOLARINI 350 MİLYON DOLARA ÇIKARAN YATIRIMCI, İNSİDER TRADİNG SUÇLAMASIYLA KARŞILAŞINCA "BEN ASLINDA 2 BİN 256´DAN GELEN ZAMAN YOLCUSUYUM" DEDİ. AMERİKAN SERMAYE PİYASASI OTORİTESİ SEC İŞİN İÇİNDEN ÇIKAMADI.
Zamanda Yolculuk Yaptığını İddia Eden Adam Borsayı Karıştırdı... Federal güvenlik görevlileri, içeriden bilgi sızdırma suçlaması yüzünden bir Wall Street borsacısını tutuklayıp sorgulamaya başladılar. Tutuklanan borsa dahisi, 2256 yılından günümüze zaman yolculuğu yaptığını iddia ediyor!
`Security and Exchange Commission` kaynaklarına göre 44 yaşındaki Andrew Carlssin, 28 Ocak tarihindeki tutuklanmasına yol açan şüphe uyandırıcı olağanüstü borsa başarısını yukarıdaki gibi garip bir şekilde açıklamakla yetiniyor.
Bir SEC görevlisi şöyle diyor: `Bu adamın palavralarına inanmıyoruz, ya delinin teki ya da patolojik bir yalan söyleme vakası.` `Ancak bir de şöyle bir gerçek var elimizde: Adam 800$`lık bir yatırım ile başlamış ve 2 hafta içinde sahip olduğu portföy 350 milyon doların üzerinde! Borsa üzerinden gerçekleştirdiği tüm alışlar ve satışlar beklenmedik gelişmelerin bilgisine dayanıyor, bunu şans faktörü ile açıklamak mümkün değil.` `Bu bilgilere sahip olmasının tek bir yolu ver, işlem yaptığı şirketlerle ilgili içeriden bilgi sızdırmış olması ki bu da yasadışı... Bize bilgi kaynaklarını söyleyene kadar onu Rikers Adası`ndaki bir hücrede tutmayı düşünüyoruz.` Geçen yılki borsa dalgalanmaları pek çok yatırımcıyı beş parasız bırakmıştı. Aynı esnada Carlssin 126 çok riskli işlem gerçekleştirip hepsinden de yüksek kazançlar elde edince gözler bir anda bu borsacıya dönmüştü. Carlssin, 200 yıl ileriki bir tarihten, yani gelecekten günümüze geldiğini iddia ediyor ve tabii o zamanki tarih ve istatistik kayıtlarında da günümüzdeki borsa dalgalanmaları detaylı olarak yazıyormuş. Carlssin`e göre: `Bu fırsata karşı koymak çok zordu. Aslında her şeyin sıradan ve doğal görünmesini planlamıştım. Bilirsiniz işte, sağda solda birkaç doları bile bile kaybedecek ve böylece normal bir borsacı görüntüsü çizecektim ancak son anda yakalandım.` Üzerine gidilen Carlssin, Usame Bin Ladin`in akıbeti ve AIDS`in çaresi gibi tarihi gerçekleri de açıklayabileceğini söyledi, tek ihtiyacı olan zaman makinasına binmesinin izin verilmesi. Ancak Carlssin, makinanın nerede olduğunu bir türlü söylemediği gibi nasıl çalıştığını açıklamayı da reddediyor, sebep: `bu teknoloji kötü güçlerin eline geçebilir.` Yetkililer bu adamın iddialarının palavra olduğu konusunda hemfikir ancak bir SEC yetkilisi şunu itiraf ediyor: `Elimizdeki tüm federal kayıtları taradık, Andrew Carlssin isimli biriyle ilgili olarak, böyle bir adamın yaşadığını, bir şeyler yaptığını gösteren Aralık 2002 tarihinden önce hiçbir kayıt yok.
| |
|
|  | | derebeyi17_44

 Mesaj Sayısı: 485 Yaş: 22 Nerden: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Kayıt tarihi: 11/12/08
Karakter Sayfası Durum: sakin
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Çarş. Mayıs 13, 2009 2:34 pm | |
| | | |

5000 Yıllık Buzadam
Zaman: İO 3300-3200 Mekân: İtalyan Alpleri
Alplerde olay: Hauslabjoch'ta bulunan ceset. Ölü adamın kimliği henüz tespit edilemedi. Cesedin yanında bulunan eşyalardan, kazanın on dokuzuncu yüzyılda olmuş olacağı tahmin ediliyor. POLİS RAPORU, KONRAD SPİNDLER'DEN, 1994.
19 Eylül 1991'de iki Alman dağcısı modern çağlardaki mükemmel korunmuş ilk en eski insan cesedini buldular. Yer İtalyan Güney Tiroller'inde, Avusturya uluslararası sınırından yalnızca 90 metre berideydi. Alpler'in bu bölümü, adını dar ve uzun Ötztal Vadisi'nden alan Ötztaler Alpleri olarak bilinir.
Ceset günümüzde bir Avusturyalı gazetecinin, vadinin adından yola çıkarak "Ötztal" ve Himalayalar'daki efsanevi dev kar adamını simgeleyen "yeti" sözcüklerinden türettiği "Ötzi" adıyla anılmaktadır. Ancak çoğu kimse ondan, yalnızca "Buzadam" olarak da söz eder.
Bu keşfin ıssızlığı Buzadam'ın sonunun nasıl geldiği konusunda pek çok varsayımın ortaya atılmasına neden olmuştur. Bilimsel analizler adamın kişisel sağlığı, yanında taşıdıkları ve cesedinin yakınlarında bulunan malzemeleri hakkında pek çok ayrıntı sağlamıştır. Buzadamın kimliğini gösteren ve arkeologların, Alpler'in o yüksek noktasında ne aradığı konusunda varsayımlar ileri sürmelerini sağlayan bu malzemelerdir.

1991 Eylül'ünde hâlâ kısmen buzlar içinde sıkışmış olan Buzadam. Gövdesinin üst kısmı buzdan kurtarılmış. Ceset İnnsbruck'taki Adli Tıp Enstitüsü'ne kaldırıldıktan sonra yaşı ve önemi anlaşılmıştır.
BEDEN, GİYSİLER VE MALZEMELER
Cesedin 25 ile 45 yaşlarında bir adama ait olduğu anlaşılmıştır. Çok iyi korunmuş olması, hücrelerin moleküler yapısının da günümüze kalmasını sağlamıştır. Bu olağanüstü korunmanın nedeni Buzadam'ı ölümüne götüren ve ölümden sonra da devam eden bir dizi olaydır. Adamın erken bir sonbahar tipisine tutulduktan sonra öldüğü tahmin edilmektedir.
Üzerini örten ince kar tabakası, ceset sonbahar rüzgârlarıyla kururken böcek larvalarının saldırısını önlemiştir. Kısacası burada yalnızca doğal bir "dondurarak kurutma" olayı yaşanmıştır. Yoğun karlı bir kış başladığında cesedin durumu artık büyük ölçüde sabitleşmişti.
Daha güvenilir olması için dört ayrı laboratuvarda yapılan hücrelerin radyokarbon testlerinde, bu olayların İÖ 3300 ve 3200 yılları arasında yeraldığı tespit edilmiştir. Ceset 1991 Temmuz'unda rüzgârın sahradan taşıdığı tozların da hızlandırmasıyla başlayan kar erimesine kadar 5000 yıl orada gömülü kalmış olmalıdır.
Buzadamın korunması böylece esrarengiz olmaktan çok şaşırtıcıdır ve yanında taşıdığı eşya gerçekten ortaya pek çok sorunun çıkmasına neden olmuştur. Buz oyuğunun içinde yatan cesedin çevresinde, sapı porsuk ağacından bir bakır balta, tamamlanmamış bir yay, karaçam tahtası ve hayvan derisinden yapılma bir sırt çantası, bir çakmaktaşı bıçak ve kını, iki çakmaktaşı uçlu oku ve on iki tamamlanmamış oklu geyik derisinden bir sadak ve kemerine asılı buzağı derisinden bir kese vardı.

Ötztal cesedi ve malzemelerinden bazıları. Tahta sapına bağlı bakır balta cesedin yakınlarında bulunmuş ve yaşı hakkında ilk belirtileri sağlamıştı.
Bunların yanı sıra, giysilerinin parçaları da günümüze kalmıştı: Hayvan postundan bacak sargıları, pançoyu andıran bir dış giysi, içlerine sıcak tutması için ot doldurulmuş deri ayakkabılar ve bir yer örtüsü ya da battaniye olabilecek otlardan bir pelerin.
Sıcak tutan ve günümüzün sugeçirmez malzemelerinin yokluğuna rağmen, bu giysiler de, en azından kış ayları dışında sert Alp iklimi için yeterli görünüyordu. Ama aynı şey Buzadam'ın taşıdığı malzemeler için söylenemez. Yayının ve oklarının çoğunun bir avlanma ya da saldırıya karşı koyma için tamamlanmamış olması, Ötzi'nin bu yolculuk için iyi hazırlanmış olmadığını göstermektedir.
Ayrıca, adam çok sağlıklı da değildi. Tırnaklarından birinin analizinden, ölmeden önceki altı ay içinde en az üç kere ciddi bir hastalık geçirdiği anlaşılmıştı (tırnaklarının büyümesi kesintiye uğramıştı). Adamın sırtının altında, sol bacağında ve sağ diz ve ayak bileğinde dövmeler vardı.
Bunlar süs olabilirse de, Buzadam'da kireçlenme olduğu anlaşıldığına göre dövmelerin tedavi edici bir işlevleri de olmuş olabilir. Adamın bağırsak muhteviyatının analizi, Buzadam'da kronik ishale neden olabilecek bir bağırsak iltihabı olduğunu da göstermiştir. Ancak en ciddisi, kaburgalarının sekizinin çok uzun olmayan bir süre önce kırıldığının da saptanmış olmasıydı.
Kemikler kaynamaya başlamıştı bile. Bu da Buzadam;ın bir şiddet olayına karışıp köyünden kaçtığı ve henüz tamamlanmamış malzemesiyle Alpler'den geçerken erken bir kış fırtınasına tutulduğu varsayımlarının ortaya atılmasına neden olmuştur.

(Solda) Buzadamın malzemeleri ve peleriniyle canlandırılmış hali. Sazdan ya da ottan yapılma pelerinler 18. yüzyılda Avrupa'nın bazı yerlerinde hâlâ giyilmekteydi. (Sağda) Tamamlanmamış yay ve oklar. Buzadam eğer avlanmaya niyet etmişse hiç de İyi hazırlanmış değildi.
ÇOBAN MI, ŞAMAN MI?
Buzadam hakkında başka yorumlar da mümkündür. Bunlardan biri de adamın bir çoban olmasıdır. Gövdesindeki yosunlarda yapılan incelemeler, bunların Alpler'in güneyinden geldiği göstermektedir ki, bundan da adamın, öldüğü yerin yalnızca 20 kilometre güneyinde olan Vinschgau'lu olduğu sonucu çıkarılabilir.
Pollen, adamın sonbahar başlarında öldüğünü ileri sürmüştür: Bu takdirde sürüsünü yaylalarda otlatan sağlıksız bir çoban olduğu da düşünülebilir. Buzadam, bulunduğu sığ oyuğa şiddetli ama erken bir fırtınadan korunmak için sığınmış ve orada donup ölmüş de olabilir.
Ancak herkes böylesine yavan bir açıklamayla yetinecek değildi. Bazıları Buzadam'ın bir şaman ya da bir ritüel uzmanı olduğunu iddia etmiştir. Tamamlanmamış avcılık malzemesi, dövmeler, beyaz mermerden delikli ve deri püsküllü bir boncuk bu iddiayı desteklemek için kullanılmıştır. Bilindiği gibi şamanlar genelde ıssız yerlerde ruh dünyasıyla ilişki kurarlar ve bu da onun yüksek dağlara çıkışını açıklayabilir.

Uluslararası bir uzmanlar ekibi, Buzadam'ın yaşını, sağlık durumunu ve ölüm nedenlerini ayrıntılı bir incelemeyle araştırmışlardır.
Etnografik örnekler parlak ya da cilalı taşların özel bir önem ya da güç taşıdığına inanıldığını göstermektedir. Buzadam'ın samanlığı konusundaki kanıtların pek fazla olduğu söylenemezse de, bu da kolay kolay gözardı edilmeyecek bir olasılıktır.
Cesedin böyle korunmuş bir biçimde bulunması, onu başka şeylerle kıyaslama olanağı vermemektedir. Daha fazla kanıt olsaydı Buzadam'a, ritüel ya da dini bir statü vermeye bu kadar istekli olmazdık. Malzemesinin garipliğine rağmen onu hayattaki konumuna göre değil, İÖ 4. binyıl sonlarında Alpler'in yükseklerinde yaşayan bir toplumun kaderi ve cesediyle önem kazanan tipik bir üyesi olarak değerlendirirdik.

Cilalı mermer bilya ve bağlı püsküller, Buzadam'ın bir şaman olduğu iddiasına yol açmıştır.
|
|
|
|
|
|  | | derebeyi17_44

 Mesaj Sayısı: 485 Yaş: 22 Nerden: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Kayıt tarihi: 11/12/08
Karakter Sayfası Durum: sakin
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Çarş. Mayıs 13, 2009 2:40 pm | |
| 65 Milyon Yıllık Metal ParçalarıBu metal objeleri kimin yaptığını boş verin, bunlar yapıldığı sırada, yani 65 milyon yıl önce yeryüzünde insan dahi bulunmuyordu. Öyleyse bilim, Fransa'da bulunan 65 milyon yıllık metal parçalı aletlere nasıl bir açıklama getirebilir? 1885'de, bir kömür bloğu, kırık bir biçimde açılmış olarak bulundu. Bu kömür bloğunun içerisindense usta ellerden çıktığı açıkça görülen metal kübik bir parka çıktı. 1912'de, bir elektrik santralindeki işçiler büyük bir kömür parçasını böldüklerinde içerisinden demirden yapılmış bir nesne buldular. Günümüzden 251 milyon yıl önce başlayıp 65 milyon yıl önce sona erdiği Kabul Mezozoik Zaman'a ait kumtaşı bir bloğun içerisine saplanmış bir tırnak bulundu. Bunun gibi ait olduğu zamanda bulunması olanaksız görünen birçok nesnenin nasıl orada bulunduğu açıklanamıyor. |
|  | | aNkaRock ModAdmin


 Mesaj Sayısı: 1334 Yaş: 23 Nerden: MeRsiNN İş/Hobiler: Öğretmen olmak üzere olan Öğrenci Lakap: oss Kayıt tarihi: 09/05/08
Karakter Sayfası Durum: sakin
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Çarş. Mayıs 13, 2009 3:18 pm | |
| | derebeyi17_44 demiş ki: | 
2256 Yılından Geldiğini İddia Eden Adam
HAFTADA 800 DOLARINI 350 MİLYON DOLARA ÇIKARAN YATIRIMCI, İNSİDER TRADİNG SUÇLAMASIYLA KARŞILAŞINCA "BEN ASLINDA 2 BİN 256´DAN GELEN ZAMAN YOLCUSUYUM" DEDİ. AMERİKAN SERMAYE PİYASASI OTORİTESİ SEC İŞİN İÇİNDEN ÇIKAMADI.
Zamanda Yolculuk Yaptığını İddia Eden Adam Borsayı Karıştırdı... Federal güvenlik görevlileri, içeriden bilgi sızdırma suçlaması yüzünden bir Wall Street borsacısını tutuklayıp sorgulamaya başladılar. Tutuklanan borsa dahisi, 2256 yılından günümüze zaman yolculuğu yaptığını iddia ediyor!
`Security and Exchange Commission` kaynaklarına göre 44 yaşındaki Andrew Carlssin, 28 Ocak tarihindeki tutuklanmasına yol açan şüphe uyandırıcı olağanüstü borsa başarısını yukarıdaki gibi garip bir şekilde açıklamakla yetiniyor.
Bir SEC görevlisi şöyle diyor: `Bu adamın palavralarına inanmıyoruz, ya delinin teki ya da patolojik bir yalan söyleme vakası.` `Ancak bir de şöyle bir gerçek var elimizde: Adam 800$`lık bir yatırım ile başlamış ve 2 hafta içinde sahip olduğu portföy 350 milyon doların üzerinde! Borsa üzerinden gerçekleştirdiği tüm alışlar ve satışlar beklenmedik gelişmelerin bilgisine dayanıyor, bunu şans faktörü ile açıklamak mümkün değil.` `Bu bilgilere sahip olmasının tek bir yolu ver, işlem yaptığı şirketlerle ilgili içeriden bilgi sızdırmış olması ki bu da yasadışı... Bize bilgi kaynaklarını söyleyene kadar onu Rikers Adası`ndaki bir hücrede tutmayı düşünüyoruz.` Geçen yılki borsa dalgalanmaları pek çok yatırımcıyı beş parasız bırakmıştı. Aynı esnada Carlssin 126 çok riskli işlem gerçekleştirip hepsinden de yüksek kazançlar elde edince gözler bir anda bu borsacıya dönmüştü. Carlssin, 200 yıl ileriki bir tarihten, yani gelecekten günümüze geldiğini iddia ediyor ve tabii o zamanki tarih ve istatistik kayıtlarında da günümüzdeki borsa dalgalanmaları detaylı olarak yazıyormuş. Carlssin`e göre: `Bu fırsata karşı koymak çok zordu. Aslında her şeyin sıradan ve doğal görünmesini planlamıştım. Bilirsiniz işte, sağda solda birkaç doları bile bile kaybedecek ve böylece normal bir borsacı görüntüsü çizecektim ancak son anda yakalandım.` Üzerine gidilen Carlssin, Usame Bin Ladin`in akıbeti ve AIDS`in çaresi gibi tarihi gerçekleri de açıklayabileceğini söyledi, tek ihtiyacı olan zaman makinasına binmesinin izin verilmesi. Ancak Carlssin, makinanın nerede olduğunu bir türlü söylemediği gibi nasıl çalıştığını açıklamayı da reddediyor, sebep: `bu teknoloji kötü güçlerin eline geçebilir.` Yetkililer bu adamın iddialarının palavra olduğu konusunda hemfikir ancak bir SEC yetkilisi şunu itiraf ediyor: `Elimizdeki tüm federal kayıtları taradık, Andrew Carlssin isimli biriyle ilgili olarak, böyle bir adamın yaşadığını, bir şeyler yaptığını gösteren Aralık 2002 tarihinden önce hiçbir kayıt yok.
| |
|
süpermiş  |
|  | | Chuckie

 Mesaj Sayısı: 1273 Yaş: 18 İş/Hobiler: boşavakitgeçirici Kayıt tarihi: 05/05/08
Karakter Sayfası Durum: sakin
 | Konu: Geri: PaRaNoRmAl OlAyLaR Çarş. Mayıs 13, 2009 3:57 pm | |
| Zaman yolculuğu hea, bayağı ilginç yahu.. Çok teşekkür ederiz paylaşım için.. |
|  | | |
| | Bu forumun müsaadesi var: | Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
| |
| |
| |